top of page

Kişisel Gelişememek: Neden Hep Yetersiz Hissediyoruz?

Yazarın fotoğrafı: Kübra Güngör
Kübra Güngör
4 gün önce
2 dakikada okunur

“Yeterince çabalarsanız her şeyi başarırsınız; erken uyanın, başlayın, kendinizi geliştirin…”


Black Swan — Siyah Kuğu (2010)
Black Swan — Siyah Kuğu (2010)

Sosyal medyada sörf yaparken bu sözlerle binlerce kez karşılaştınız, öyle değil mi? Muhtemelen sonraki senaryo şöyle gelişti: Gaza geldiniz, “like” attınız, kaydettiniz; profile girip diğer videolara baktınız, hoşunuza gittiyse takibe aldınız. Sayfadan çıkıp bir daha da bakmadınız… Ama daha çok çabalamanız gerektiği ve bugüne kadar yaptıklarınızın yeterli olmadığı hissi sizinle kaldı. Çünkü telefonunuzu her açtığınızda başkalarının başarı hikâyeleriyle karşılaştınız. Biri yurt dışına mı taşınmış, biri evlenmiş mi, biri atanmış mı, biri iş mi kurmuş? Kendinizi bir seçenekler havuzunda buldunuz; üstelik hangi yoldan ilerlemek istediğinize henüz karar vermemişken. Sylvia Plath’in Sırça Fanus romanındaki incir ağacı benzetmesinde olduğu gibi, hangi inciri seçeceğinizi düşünürken hiçbirinin tadına bakamadınız.



Black Swan — Siyah Kuğu (2010)
Black Swan — Siyah Kuğu (2010)

Peki, doğru olan bu mu? Başa dönüp bakalım. Sürekli başlamanız gerektiğinin söylenmesi, sizi hiç başlamamış ya da başarısız olmuş gibi hissettirmedi mi? Bunları dinlemek ve izlemek sizi anlık olarak motive edebilir. Ancak bu motivasyon eyleme dönüşmediğinde, yalnızca izleyerek ilerlediğiniz hissine kapılabilirsiniz. Bir de bakarsınız ki hâlâ aynı yerdesiniz; belki de kendinizi daha geride hissediyorsunuz.


Bazen adeta “bilgi obezitesi” yaşıyoruz. Öğreniyor, çılgınlar gibi tüketiyor, fakat iş eyleme gelince geri çekilebiliyoruz. Bir şeyler öğrenmeye başlamak, henüz öğrendiklerimizi uygulamadan da bize bir şeyler başardığımızı hissettirebiliyor. Öğrenmenin kendisi elbette değerli ancak bu his, bilgi edinmekle onu hayata geçirmek arasındaki farkı görmemizi zorlaştırabiliyor.


Sosyal medyada karşımıza çıkan kusursuz hayatlarda “bizden biri”, “içimizden biri” hissine rastlamak da zorlaşıyor. Sanki kimse içimizden biri gibi değil; herkesin sabah uyanmaları, kahve içişleri mükemmel görünüyor, gün içinde yaptıkları işler erişilmez geliyor. Bu görüntüler bizi mükemmel olmaya, mükemmel olamayacağımızı düşünüyorsak da beklemeye itebiliyor. Böylece bizi harekete geçirmesi beklenen içerikler, bazen yavaşlatıcı bir etki yaratabiliyor. Bazı içerikler ise bu yetersizlik hissini gidermekten çok, toksik pozitiflikle üzerimizden etkileşim kasmaya hizmet edebiliyor.


Bu içeriklerde gelişim tatlı ve huzurlu bir süreç gibi sunulabiliyor. Oysa gerçek gelişim zaman zaman sancılı ve zor olabilir. Kalıplaşmış hayatlara, duygulara ve bedenlere sahip olmadığımızda dışarıda kalacakmışız gibi hissedebiliyoruz. Kabul görmek uğruna kendimizi bu hazır kalıplara sığdırmaya çalışıyoruz. Böyle bir ortamda, gerçekten gelişmekle gelişiyormuş gibi görünmek arasındaki farkı ayırt etmek de zorlaşıyor. Sunulan hazır şablonlara uyum sağlamaya çalışırken kendi özgün patikamızı kaybedebiliyoruz. Oysa gelişimi estetik bir görüntüye ya da mükemmel bir rutine indirgemek mümkün değil; düşe kalka ilerlediğimiz süreç de bunun bir parçası.


Black Swan — Siyah Kuğu (2010)
Black Swan — Siyah Kuğu (2010)
Belki de farklı olmaktan çekinmeden, içten biri olarak kalabiliriz. Bu yolda bazı insanları, birkaç takipçiyi kaybedebiliriz; ama günün sonunda kendimize ve özümüze biraz daha yaklaşabiliriz.

bottom of page