top of page

Zihninle Başbaşa

Yazarın fotoğrafı: Tunç Tabak
Tunç Tabak
5 Eki
2 dakikada okunur

Sürekli bir yerlere yetişiyoruz. Okula, işe, antrenmana, son metroya… Günün büyük bir kısmı bir sonraki yere varmaya çalışmakla geçerken, belki de hayatı gerçekten deneyimlediğimiz anların sayısı giderek azalıyor.

Bunu “küçük şeylerden de mutlu olabiliriz” fikrine bağlamak istemiyorum. Çünkü mesele bana kalırsa küçük şeylerle yetinmek değil; hayatın neredeyse her anında, fark etmeyi bıraktığımız gerçek güzelliklerin olması.

Hayatı deneyimlemek dediğimizde aklımıza çoğunlukla fiziksel olarak bir şey yapmak geliyor. Tatile çıkmak, deniz kenarında yürümek, bir sergi gezmek, yeni bir yere gitmek… Elbette sakin bir sahilde yürüdüğümüzde ya da hissettiklerimizi bizim yerimize anlatıyormuş gibi duran bir tabloyla karşılaştığımızda hem bedenimiz hem zihnimiz rahatlıyor. Ama bazen düşünüyorum: Zihnin gerçekten ihtiyacı olan şey yalnızca rahatlamak mı, yoksa kendisiyle baş başa kalabileceği kadar alan bulmak mı?


Bedenimiz söz konusu olduğunda bu alanı yaratmakta aslında oldukça iyiyiz.


Boynumuz ağrıdığında hareket ettiriyoruz, masaj yapıyoruz, geçmiyorsa bir çözüm arıyoruz. Fiziksel olarak daha iyi hissetmek için spor yapıyor, yürüyor, esniyoruz. Çünkü bedenimizdeki huzursuzluğu fark ettiğimiz anda refleksif olarak onunla ilgileniyoruz.


Ama fiziksel bir karşılığı olmayan “zihnin ağrıları” söz konusu olduğunda aynı şeyi ne kadar yapıyoruz?


Seneler önce annem kulağındaki sürekli uğultu nedeniyle doktora gitmişti. Tetkikler, ilaçlar ve sonunda kalıcı bir çözüm olacağı düşünülen küçük bir operasyon… Bir süre işe yaradı ama uğultu geri geldi. Annem de yıllarca onunla yaşamaya devam etti.


Ta ki uzun zamandır hayalini kurduğu yazlığı alıp bir yazı neredeyse tamamen orada geçirene kadar. Dört beş ay sonra İstanbul’a döndüğünde anlattığı şeylerden biri, bedenindeki pek çok ağrının hafiflemiş olmasıydı. Ama beni asıl şaşırtan, yıllardır devam eden kulak uğultusunun da oradayken neredeyse tamamen kaybolduğunu söylemesiydi. İstanbul’a döndüğünde ise tekrar başlamıştı.



Buradan tıbbi ya da bilimsel bir sonuç çıkarmak mümkün değil, zaten niyetim de bu değil. Ama annemin hayatında değişen şeylere bakınca düşünmeden edemiyorum: Uzun zamandır olmak istediği bir yerdeydi. Daha sessizdi. Günlük sorumluluklarının, alışkanlıklarının ve endişelerinin bir kısmından uzaktaydı. Belki bedeni değil ama zihni, uzun zamandır ilk kez sürekli bir sonraki şeyi düşünmek zorunda değildi.


Belki de bazen ihtiyacımız olan şey tam olarak bu.

Üstelik bunu yaşayabilmek için bir yazlık almamız ya da deniz kenarına taşınmamız gerekmiyor. Bazen günde beş ya da on dakikayı hiçbir şeyi çözmeye çalışmadan zihnimize bırakmak bile uzun zamandır aradığımız molanın küçük bir versiyonu olabilir.


Bunun için eve gidip sessiz bir odada meditasyon yapmamız da şart değil. Her gün geçtiğimiz ama nedense içimizi huzurla dolduran bir sokakta biraz daha yavaş yürümek olabilir. Bir bankta oturup insanları izlemek, yağmurdan sonra oluşan bir su birikintisine bakmak ya da birkaç dakika boyunca hiçbir yere yetişmeye çalışmamak…


Belki mesele zihnimizi susturmak değil, sonunda onun sesini duymaya izin vermektir.

Çünkü sessizlik başladığında her zaman huzurlu şeyler gelmeyebilir. Uzun zamandır düşünmekten kaçtığımız bir şey çıkabilir karşımıza. Haftalardır ertelediğimiz bir şeyin aslında düşündüğümüz kadar zor olmadığını fark edebiliriz. Çok istediğimizi sandığımız bir şeyin bize hiç iyi gelmediğini anlayabiliriz. Ya da hiçbir büyük aydınlanma yaşamadan yalnızca beş dakika boyunca olduğumuz yerde kalabiliriz.


Bence bunun da bir değeri var.

Bedenimiz ağrıdığında ağrıyan yere elimizi götürüyoruz. Belki zihnimiz yorulduğunda da yapmamız gereken şey benzer: Onu hemen başka bir ekranla, başka bir işle, başka bir sesle susturmak yerine bir süre yanında kalmak.


Çünkü bazı şeyleri ancak koşmayı bıraktığımızda fark ediyoruz.

Belki de bu yazıyı bitirdikten sonra yapılacak en iyi şey, bir sonraki sekmeyi açmak değil.

Telefonu biraz uzağa bırakıp zihnimize o beş dakikayı vermek.


 
 
bottom of page