top of page

Gençler İş Değil, Başka Bir Çalışma Hayatı Mı İstiyor?

  • Yazarın fotoğrafı: İdil Ağca
    İdil Ağca
  • 2 gün önce
  • 3 dakikada okunur

“Gençler artık iş beğenmiyor.” Son yıllarda çalışma hayatı üzerine konuşulan hemen her yerde bu cümlenin bir benzerine rastlamak mümkün. İş ilanlarının altında, sosyal medyada ya da kuşaklar arası sohbetlerde aynı düşünce farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor: “Kimse çalışmak istemiyor”, “Biz onların yaşındayken…”


Peki gerçekten öyle mi?

Bir iş ilanına biraz daha yakından baktığımızda hikâyenin diğer tarafı daha net okunmaya başlıyor. Giriş seviyesi bir pozisyon için birkaç yıllık deneyim, uzun bir yetkinlik listesi, sınırları belirsiz bir görev tanımı ve tüm bunların karşılığında bağımsız bir hayat kurmaya yetip yetmeyeceği tartışmalı bir maaş.

Mesele gençlerin iş beğenmemesi değil; belki çalışma hayatı değişti ve bununla birlikte “iyi bir iş”ten ne anladığımız da değişmeye başladı. Üstelik mesele yalnızca gençlerin nasıl bir iş istediği değil, o işe ne kadar kolay ulaşabildiği. TÜİK’in Mayıs 2026 verilerine göre Türkiye’de genel işsizlik oranı %8,2 iken 15-24 yaş grubunda bu oran %14,8’e çıkıyor. Yani çalışma hayatına yeni adım atan gençler için mesele yalnızca nasıl bir işte çalışacaklarına karar vermek değil; o işe ulaşabilmek de başlı başına bir sorun.

Bir işe sahip olmaksa, her zaman ekonomik güvenceye kavuşmakla aynı anlama gelmiyor. Barınmadan ulaşıma, gıdadan sosyal hayata kadar temel giderlerin arttığı bir ortamda maaş, yalnızca ay sonunda hesaba yatan bir rakam değil; nasıl bir hayat kurulabileceğinin de sınırlarını belirliyor. Kirasını ödeyebilecek mi, sosyal hayatına bütçe ayırabilecek mi, birikim yapabilecek mi? Daha da önemlisi, çalışmasına rağmen ailesinden ekonomik destek almadan yaşayabilecek mi?


Bu nedenle gençlerin “Ne kadar kazanacağım?” sorusunun yanında “Bu ücretle nasıl bir hayat kurabilirim?” diye sorması şaşırtıcı değil. Daha yüksek ücret, yan haklar ya da uzaktan çalışma imkânı talep etmek de her zaman “daha az çalışmak istemek” anlamına gelmiyor.


Sonuçta burada söz konusu olan yalnızca daha iyi çalışma koşulları arayışı değil. Çalışmanın karşılığında bağımsız bir hayat kurabilmek, temel ihtiyaçları karşılayabilmek ve geleceğe dair bir güvence oluşturabilmek de bu beklentilerin önemli bir parçası.


Başka Bir Başarı Anlayışı

Bir zamanlar iyi bir kariyerin göstergesi aynı kurumda uzun yıllar çalışmak, terfi etmek, daha fazla sorumluluk almak ve mümkün olduğunca yukarı çıkmakken bugün bu basamakların herkes için aynı cazibeye sahip olduğunu söylemek zor. Çünkü daha yüksek bir pozisyonun beraberinde daha fazla stres, daha uzun çalışma saatleri ve özel hayattan daha fazla vazgeçmek getirdiği düşünülüyorsa, “yükselmek” tek başına başarı anlamına gelmeyebiliyor.


Bu değişimi Türkiye’deki çalışma süreleriyle birlikte düşünmek de önemli. TÜİK’e göre Mayıs 2026’da haftalık ortalama fiili çalışma süresi 42,4 saat. Buna özellikle büyük şehirlerde işe gidip gelmek için harcanan zamanı, mesai sonrasında cevaplanan e-postaları ve WhatsApp’tan gelen o meşhur “küçük bir rica”yı da eklediğimizde işin hayatımızda kapladığı alan daha görünür hâle geliyor.


İş ile özel hayat arasındaki sınırlar bu kadar kolay birbirine karışırken, mesai bittikten sonra telefonunu sessize almak, hafta sonu gelen mesaja pazartesi cevap vermek ya da kendine ait zamana sahip çıkmak da farklı biçimlerde yorumlanabiliyor. Bir çalışan için bunlar sınır çizmek anlamına gelirken, bir başkası aynı davranışları yeterince sorumluluk almamak ya da işe gereken bağlılığı göstermemek olarak görebiliyor. Belki de kuşaklar arasındaki tartışma tam da burada belirginleşiyor: Bir tarafın “sınır” dediğine diğer taraf “özverisizlik” diyor.


Çünkü çalışma hayatıyla birlikte yalnızca iş yapma biçimlerimiz değil, işin hayatımızdaki yerine dair beklentilerimiz de değişti. Önceki kuşaklar için iyi bir kariyerin göstergesi sayılan uzun yıllar aynı kurumda çalışmak, yükselmek ve daha fazla sorumluluk almak bugün herkes için aynı anlamı taşımıyor. Genç çalışanlar artık yalnızca “Nasıl daha başarılı olurum?” diye değil, “Nasıl bir hayat yaşamak istiyorum ve iş bunun neresinde duracak?” diye de düşünüyor.


Bu yüzden iş, hayatın geri kalanının etrafında şekillendiği değişmez bir merkez olmaktan giderek uzaklaşıyor. İnsanlar çalışmak, üretmek, gelişmek ve başarılı olmak isterken kendilerine ait bir hayatın da kalmasını istiyor. Dolayısıyla değişen şey çalışma isteğinden çok, çalışmanın hayatın ne kadarını kaplamasına izin verileceği. Belki de genç kuşakların yeniden tanımladığı asıl sınır tam olarak burada başlıyor.

Bu nedenle “Gençler neden iş beğenmiyor?” sorusu belki de tartışmaya yanlış yerden başlıyor.


Çünkü koşullar değişirken beklentilerin hiç değişmemesini beklemek mümkün değil. İş bulmanın zorlaştığı, çalışmanın ekonomik bağımsızlığı her zaman garanti etmediği ve iş ile özel hayat arasındaki sınırların giderek bulanıklaştığı bir dönemde “iyi bir iş” tanımının da değişmesi şaşırtıcı değil.


Belki de asıl sorulması gereken soru şu: Gençler çalışma hayatına uyum sağlayamıyor mu, yoksa çalışma hayatı artık insanların nasıl yaşamak istediğine uyum sağlamak zorunda mı?

 
 
bottom of page